27 Ekim 2010

80'ler Kitabı Matbaadayken...


80'lerde Çocuk Olmak kitabımızın son kontrollerini yapmak için bugün matbaadaydım... işte kitabın ham hali... doğmak üzere olan bir çocuk gibi...

Ve cuma günü, bu binlerce sayfa kesilecek, yapıştırılacak, kapak takılacak; kitabımız da yeryüzüne merhaba demiş olacak...

20 Ekim 2010

Arif Damar

Arif Damar
Sevgili şair ağabeyim Arif Damar'ı yitirdiğimizi Şeref (Bilsel) söyledi, sabah mahmurluğuyla pek algılayamadım, telefonu kapayıp kendime geldiğimde ağır bir duygu çöktü içime. Arif Abi ile 1997'den beri görüşürdük, çok severdim onu, beni ne zaman görse öğütler verir, ailemin durumunu sorar, güzel şeyler duyunca içi rahatlardı. 97'den bugüne pek çok şey paylaştık, en son 2-3 ay önce onu ve eşi Tülin ablayı ziyaret etmek için Moda'daki evlerine gitmiştim, onunla en son sohbetim o olacakmış demek ki, bunu bilemezdim.
Arif abi gerçek bir sosyalist şairdi, kadınları sever, deniz kabukları toplar dururdu. Yaşına rağmen diri bir şiiri korumuş, şiir sanatının güzel örneklerini vermişti. Gençleri severdi ve onlarla sohbet ederdi sık sık. Kadıköy'de Mustafa (Köz) abinin unutulmaz mekânı Yazı Kitabevi'ndeki "Salı Şiir Akşamları"mıza birçok kez katılmıştı. 99 yılında beni Ayvalık Cunda'ya yollamış, orada 15 gün kadar Recep abinin yerinde, Pateriça'da garsonluk yapmamı sağlamıştı. Birlikte deniz kabuğu toplamıştık, hatta eğer kaybolmadıysa o fotoğrafı da bulup taratıp buraya eklemeyi düşünüyorum. Sözün özü, onun ölümüyle güzel bir insanı yitirmiş olduk, bizler Arif Abimizi yitirdik, Kadıköy ise gerçek bir sakinini ve yazarını... Şiir dünyasının, sevenlerinin, dostlarının ve ailesinin başı sağ olsun... Seni özleyeceğim Arif Abim...

17 Ekim 2010

Papyon Tayfun Türkkan


Bugün güzel bir söyleşi okudum ve içim açıldı... Sevgili dostum Papyon Tayfun Türkkan'la yapılan, Sabah gazetesinde yayımlanan sıcak bir söyleşiydi bu... Tayfun, iyi bir müzisyen, farklı bir şair, gerçekten de hayatımda rastladığım sayılı entelektüel insanlardan biridir. www.tayfunturkkan.com adresindeki şarkıları indirip dinlediğimde, onun müziğe bakış açısını, müzik bilgisini keşfedince şaşırıp kalmıştım; en kısa zamanda bir albüm yapmalı... 2 şiir kitabı ve www.deliriyorum.com adlı, Yitik Ülke ile kardeş bir sitesi var. Yıllarca yazıştık, sonra bir gün bir araya geldik, iyi de oldu. Tayfun "80'lerde Çocuk Olmak" kitabının yazarlarından biri aynı zamanda. Yakında Ankara'da 80'ler kitabımızla ilgili bir söyleşi ve imza günü düzenleyeceğiz. Onun projelerini de merakla bekliyorum.

80'lerde Çocuk Olmak Kitabına Dair Notlar

Ve kitap sonunda baskıya girdi... Bu harika bir duygu! İşte kitapla ilgili kısa bir tanıtım metni:


"80'lerde Çocuk Olmak" kitabı 3-10 Kasım arasında Punto Dağıtım kanalıyla tüm kitabevlerinde!

Kapak ve basın metnimizi Facebook'ta, Twitter'ınızda, web sitenizde-blogunuzda ve mail yolu ile arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz! 

Geri sayım başladı :) 

Kitabımız ilk olarak TÜYAP'ta okur karşısına çıkacak, ayrıntlı bilgi www.yitikulke.com 'da

***
 
"80'lerde Çocuk Olmak" kitabının kapak arkası ve basın tanıtım metni şöyle:

Bu sadece bir kitap mı? Hayır! Bu kitap, canlı bir şey! Yaşayan tarihin ta kendisi! Dikkatle, özenle okuyun...

80’lerde Çocuk Olmak, hem bir kitap ismi, hem de bir kuşağın en büyük özlemlerini, yaşanmışlıklarını içinde barındıran yolculuğun özel ve güzel adı. Bu kitapta bir araya gelmiş 90 kadar yazar var. 1980’lerde çocuktu onlar... Hepsi aynı kuşaktan… Sayfalarda gizlenen anılarda herkes kendinden bir şeyler buluyor. Fazıl Say’dan Gürgen Öz’e, Eylül Duru’dan Bülent Çolak’a, Onur Behramoğlu’ndan Erdem Aksakal’a, Göksel Bekmezci’den Ahmet Büke’ye, Barış Müstecaplıoğlu’ndan Yiğit Değer Bengi’ye dek, adları buraya sığmayacak onlarca yazar ve sanatçı bu kitap için çocukluklarını, anılarını, aşklarını, oynadıkları oyunları, 1980 darbesinin kendilerinde ve ailelerinde bıraktıkları kara tortuyu, yüzlerce ayrıntıyı bazen bir çocuk, bazen bir yetişkin gözüyle kaleme aldı. Yaklaşık üç yıllık bir çalışma sonucu doğan 80’lerde Çocuk Olmak kitabı, her kuşağın el kitabı olacak nitelikte. Dönemin pembe dizileri, ünlü oyuncuları, en çok izlenen çizgi filmleri, mahalle abileri, sokak kavgaları ve oynanan unutulmaz oyunlar, atari salonları, fırlamalıklar ve ergenliğe geçiş hikâyeleri, birbirimizle konuşurmuş gibi doğal bir şekilde anlatılıyor. Evet, bizler büyüyoruz ama çocukluğumuz ve yaşanmışlıklar orada öylece duruyor. Yolculuğumuza siz de katılın...

Kitabımızı 80’lerin aydın insanlarına, halk kahramanlarına, üniversite gençliğine ve 80’lerde doğup kaybettiğimiz tüm çocuklara ithaf ediyoruz. 

Kadir Aydemir’in yayına hazırladığı bu kitap ayrıca anlamlı bir doğum günü hediyesi. 80’ler çocuklarının hiç yaşlanmadığının, hep çocuk kalacağımızın bir ispatı... Bu yıl, Türkiye sanal âleminin en eski ve köklü şiir-edebiyat sitelerinden Yitik Ülke’nin (www.yitikulke.com) 10. yaşını kutlarken, bu kitapla, anılarına sahip çıkan herkesin de doğum gününü kutluyoruz.

Bu toplum belleksiz değil! Bizler de unutmadık ve yazdık!

Yaşasın 80’lerde çocuk olmak! 

***



“80’lerde Çocuk Olmak” kitabında yazılarıyla, anı ve anlatılarıyla yer alan 80’lerin çocukları:
Yeşim Ağaoğlu, Onur Akbudak, Alper Akdeniz, Erdem Aksakal, Neyran Savaşman Akyıldız, Çiğdem Aldatmaz, Figen Alkaç, Sema Aslan, Hürcan Âşık, Mustafa Atapay, Kadir Aydemir, Eda Aytekin, Nil Esra Başaran, Ezgi Başkır, Suat Başkır, Barış Behramoğlu, Onur Behramoğlu, Göksel Bekmezci, Sinem Bengi, Yiğit Değer Bengi, Ersan Bengisu, Hasip Bingöl, Ahmet Büke, Elmira Cancan, Gökçenur Ç., Şebnem Çağlayan, Tunca Çaylant, Kader Çekerek, Serdar Çekinmez, Murad Çobanoğlu, Bülent Çolak, Elçin Demiröz, Özge Ç. Denizci, Ömer Faruk Dizdar, Eylül Duru, Galip Dursun, Sine Ergün, Azim Raşit Ersoy, Elif Savaş Felsen, İdil Giray, Pınar Gözpınar, Nilay Sağ Gülalp, Eda Günay, Koray Günyaşar, Yasemin Gürkan, Sanem Güven, Nefin Huvaj, Aydın İleri, Necla İret, Deniz Yalım Kadıoğlu, Gülay Kalkan, Bekir Arslan Kopuz, Ulaş Kurugüllü, Ahmet Küçükkayalı, Ece Erdoğuş Levi, Barış Müstecaplıoğlu, Engin Neşeli, Pınar Nurhan, Pelin Onay, Esra Ovalı, Yaprak Öz, Gürgen Öz, Şahin Özbay, Özlem Özyurt, Hatice Topal Özçoban, Nilüfer Özgeren, Sedef Özkan, Erol Özyiğit, Murat Prosciler, Tomris Sakman, Fazıl Say, Hakan Sim, Güray Süngü, Melih Süsleyen, Müjgan Şahinoğlu, Melike Aslı Şahinsoy, Ümit Şener, Seda Tansuker, Filiz Tanya, Erkut Tokman, Alper Turgut, Murat Türkücüoğlu, Serkan Türk, Papyon Tayfun Türkkan, Ferhat Uludere, Gül Yaşartürk, Özlem Yıldız, Hande Yöremen, Zeynep Zişan ve Güncem Topçu.

16 Ekim 2010

Hiçbir Şey

Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Hiçbir şey düşünmek istemiyorum. Hiçbir şey yazmak da istemiyorum. Başım ağrıyor. Zamanın çınlayışı mı bu? Dört bir yandan boktan haberler geliyor, televizyonu kırıp atmalı, laptop'ı parçalamalı, kalemleri yok etmeli, daktiloyu ters çevirip üstünde tepinmeli, tüm kitapları yağmura hediye etmeli sanırım. Bugün böyle uyuşmuş bir gündü, keyifsiz-tatsızdı. Herkes şemsiyesini açmış, birbirine çarpa çarpa şuursuzca ilerliyordu sokakta. Bense kapüşonumu çıkarttım, yağmurda yürüdüm bilerek. Koca bir kalabalık, her yerde, hiç durmuyor, kımıldıyor. Mide bulandırıcı bir ceza bazen sokakta olmak.

15 Ekim 2010

Yalnız ve Yolda

Arkeoloji Müzesi'nde çektiğim bir fotoğraf - 2006 
Yolda olmak…
Büyük ve aceleci adımlarla yürümek nedensizce… Bazen bir yere yetişme telaşıdır bu içini kaplayan, bazense dalgın dalgın dolaşarak kaybolmak istersin sokaklarda. Cebinde dörde katladığın günlük gazeten. Metal bir parayı parmak uçlarında döndürüp duruyorsun. Peki neden hızlısın, bir şeyleri unutmak için mi bu çaban? Hatırlamak için mi? Nereye gittiğini bilmiyorsun ama uzun uzun yürümen gerek, yoksa çıldıracaksın...
O gün sıradan bir gündü benim için. Yaşlı adamlar kahvede oturup susuyordu. Yaptıkları en belirgin hareket takma dişlerini ağızlarında ileri geri oynatmak ve pişti oynarken ucu kırık bir kalemle müsvedde bir kâğıda gelişigüzel çizikler atmaktı. Karıları apartman önlerinde; ellerindeki siyah biçimsiz torbalar kedilerin hayretle baktıkları renk renk iplerle dolup taşıyordu. Dışarı sarkan ipleri yakalamak isteseler de, bu cılız hayvanlar bir terliğin ne kadar acı verebileceğini kuşaklar öncesinden öğrenmiştir, eminim.
        Sırt çantamda fotoğraf makinem var. Bitmek üzere olan bir öykü taslağı ve yeni bir yıla girerken her zamanki kararsız, aceleci ve tedirgin –alışverişten pek anlamayan benliğimin bin bir zorlukla boyutunu, kâğıt yapısını seçtiği bir “Ece ajandası”! Bu köhne sokaktan geçerken, her sokaktan geçişimde yaptığım gibi, ev içlerine bakıyorum. Tahta pencerelerin ardında insanlar oturuyor ve dışarıyı izliyorlar. Televizyonun sesi açık, ama televizyondan çıkan sesleri duymadıklarına bahse varım… Gözleri camdaki sabit bir noktaya kilitli sanki. Size bakıyorlar, ama göremiyorlar sizi. Gözkapakları inip kalkıyor, oysa kör bir baykuş tünemiş içlerine…
        Yaşlı insanlar korkutuyor beni. Neden bilmem, ama kapı numaralarına bakarak uzaklaşıyorum. Sayıları bir bir topluyorum kafamda, sonuçta ne çıkacaksa…

14 Ekim 2010

Yeni Bir Şiir

KABUKTAN


İki ay oluyor buluşmayalı
Bir yüzyıl
Dokuz saniye
ve denizden de sonsuz
Küçük parmağının tırnağı
Nereye götürüyor böyle beni?

Kararıyor kıyıdaki taşlar
Gözlerinde saklı
Akrebi ayrılığın
Büyüyen bir ağrı
Giriyor aramıza.


Kadir Aydemir

Esra Karaosmanoglu

Esra Karaosmanoğlu
Sevgili yazar ve avukat dostum Esra Karaosmanoğlu, 17 Ekim’de düzenlenecek olan Avrasya Maratonu’nda TEGV (Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı) yararına koşuyor. Sponsora ihtiyacı var, hepimiz elimizden geldiğince destek olduk, belki bu habere ulaşan başka insanlar da ona destek olmak ister diye düşündüm. Koşucuya destek olmak için yapılması gereken şeyler çok basit, işte ondan bana ulaşan maili sizlerle paylaşıyorum, lütfen ilgilenebilecek olan tüm dostlarınızla siz de paylaşın:

13 Ekim 2010

Annie Hall Neyi Hatırlatır?

Bazı filmler var ki yeniden ve yeniden izlenebilir, Annie Hall da bunardan biri. Woody Allen, büyük bir usta bana göre, seviyorum, keyifle izliyorum onun filmlerini. Çok zengin bir çağrışıma sahip tüm senaryoları. Metinler arası geçişler, birçok filme ve karaktere yaptığı göndermeler, zengin bir espritüel ve entelektüel yapı... Woody Allen her karede adeta görsel-işitsel bir ansiklopedinin sayfalarını çeviriyor... Kendi kendine "anlatırken" birçok konuya, bilgiye yönlendiriyor izleyicisini. Böylesi zengin senaryolar artık neden yazılamıyor? Düşünmek lazım bunu... Bir filmin konusu ve senaryosu sürükleyemiyor, düşünce içermiyor, bilgiye ve hayata dayanmıyorsa ilgimi çekmez benim. Stop tuşuna basar ve mutfaktan bir bardak süt alırım. Eski filmleri karıştırır, bir başkasını seçerim. Zekâ ve yaratıcılık konusunda oldukça iyi bir noktada Allen. Kadınlar, ilişkiler, hayat, zaman, felsefe, varoluş, cinsellik, edebiyat, şiir, kültürel ortamlar ve iletişimsizlik... Woody Allen, 1977 yapımı Annie Hall filminde yeteneğinin bence en üst noktasına çıkıyor. Bu film onun başyapıtı. 1977 doğum yılım, ben portakalda vitaminken bu büyük üstat yeryüzünde oldukça büyük bir yol kat etmiş. Kıskanmamak elde mi? Onun aşka bakış açısı, izlediğim her filminde bana çok şey katıyor... Kimsenin yapamadığı gibi cesurca sarılmak hayata, ayrıntılara... işte Woody Allen'ın yeteneği ve cesareti burada gizli.

12 Ekim 2010

Yitik Ülke Ayraçları











































Usta tasarımcımız, sevgili ağabeyim Savaş Çekiç'in Yitik Ülke'nin 10. yılı şerefine hazırladığı iki yeni kitap ayracı...

Kitt Johnson'ı Sahnede İzlemek

Kitt Johnson performansıyla büyüleyiciydi.
Kitt Johnson ismini daha önce duymamıştım. İdans etkinlikleri kapsamında İstanbul'daydı, bir bilet alıp izlemeye gittik. Yaklaşık 1 saat süren dans performansı adeta büyüleyiciydi. Varoluş ve yaşam, ölüm, zaman kavramlarını beden diliyle anlatan usta dansçı, beklediğimden de iyiydi. Müzik dikkatimi çekti, beden hareketleriyle öyle bir ambiyans yaratılmış ki, yer yer ürperdim. Işık gölge oyunları onu bir erkek, bazen de kadın yaptı. Gölgeyle beden iki ayrı canavar gibiydi, biri diğerini yutuyordu. Tiyatroyu severim, ama dans tiyatrosu için ilk kez bir bilet almıştım. Bundan sonra da bu tür etkinlikleri takip etmek gerek... Tiyatroya da daha sık getmeli... Tembellik benimkisi... Kitt Johnson'ı tebrik ediyorum, gölgenin ve etin şiirini yazdığı için.

Tüyap Yaklaşırken

Bu yıl Tüyap'ta yer alamadık... Her yıl zarar, popüler yayınevleri dışında kendini çekip çeviren çok az yayınevi var... Onca emek boşa gidiyor, fuarın yeri de oldukça uzak. Şehrin bunca dışında bir kitap fuarı olamaz... olmamalı da... Eskiden Taksim'de, fuara defalarca gider, sevdiğimiz yazarları görüp mutlu olurduk... Ne günlerdi ama... Yer alamadık fakat arkadaşlarla birleşip sergileyeceğiz yeni kitaplarımızı. Hayal Yayınları standında yer alacak Yitik Ülke.

Tüyap Kitap Fuarı'nda şu kitaplarımız ilk kez okurla buluşacak:

  • 80'lerde Çocuk Olmak (anı-anlatı)- Hazırlayan Kadir Aydemir - 89+1 yazar
  • Hatice (roman) - Serdar Çekinmez
  • Burası Tekin Değil (öykü) - Sine Ergün
  • Zaman Kurucusu (öykü) - Mehmet Erikli
  • Aynı Yaprakta Olmak (öykü) - Sedef Özkan
  • Rüya Gören Kız (öykü) - Nil Esra Başaran

Havalar bu kadar berbatken, bunca iş peşinde nasıl koşturacağız bilmiyorum... Evden çıkıp kendimi sokağa atmalıyım...

11 Ekim 2010

Polanski'den "Sudaki Bıçak"

Gecenin filmi Roman Polanski'den "Sudaki Bıçak"tı... Çok beğendim... Kurgusu ve çekim tekniği güzel bir filmdi. Bilindik bir sonu yok, izleyici tamamlıyor birçok ayrıntıyı. Uzun zamandır arşivimde duruyordu bu film, artık izlenme zamanı gelmişti. Jolanta Umecka, Zygmunt Malanowicz, Leon Niemczyk filmin başrollerindeydi, 3 karakter dışında bir araba, bir yelkenli ve deniz vardı. Psikolojik gerilimin iyi örneklerinden biriydi bu film, yani bir diğer adıyla "Knife in the Water". Siyah beyaz filmleri seviyorum.

10 Ekim 2010

"80'lerde Çocuk Olmak" Kitabına Dair

Clementine... Clementine... Hem severiz seni hem korkarız senden!
Çok uzun zamandır üzerinde çalışıyorum bu kitabın... Projelendirip bugüne gelesiye dek sanırım 3 yıl geçti. Yitik Ülke'nin en büyük ve görkemli kitap projesi olacak. Büyük bir heyecanla bekliyorum, bir aksilik olmazsa kasım ayının ilk haftası tüm kitapçılara dağıtılmış olacak kitabımız. 89 yazar yer aldı bu çalışmada, bir de 80'ler takvimimiz var, kim doğdu-kim öldü, neler oldu, neler bitti... Sevgili arkadaşım Güncem Topçu'nun emeğiyle kitaba son noktayı koyduk. Muhteşem kapak tasarımıyla Savaş Çekiç, kitaba can verdi. Çok yakında kitap kapağını herkesle paylaşacağım. Haftaya cuma günü matbaada olacak kitabımız... O kadar gecikti ki, Tüyap Kitap Fuarı'na yetişecek artık. 80'lerin neredeyse tüm fenomenleri bir arada; capcanlı ve çok neşeli bir kitap doğuyor...

Troyalı Kadınlar

Savaş Çekiç'in "Troyalı Kadınlar" afiş çalışması
"Troyalı Kadınlar"; Türkiye-Yunanistan ortak yapımı olarak; Oyuncular Tiyatro Grubu tarafından, Yılmaz Onay'ın çevirisiyle sahneleniyor. Oyunu Selma Köksal yönetiyor. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında ve Enka Yaz Festivali’nde oynayan oyun; sezon boyunca her cumartesi Saat 20.00’de, Taksim'de Oyuncular Tiyatro Grubu’nun Cem Safran Sahnesi’nde sergilenecek. Yeni sezonda oyunun ilk sahnelenişine şahit oldum, etkileyici bir dramatik yapıya sahip "Troyalı Kadınlar". Bir önceki gün Oyun Atölyesi'nde "Macbeth"i izlemiş ve hayal ettiğim Macbeth yorumunu bulamamıştım, bu oyunu izlemek iyi geldi. Zor şartlarda, kısıtlı imkânlarla bir avuç insanın neler yapabildiğine şahit olmak, tiyatronun "hayatın basit bir kopyası" olduğunu anımsamama yetti. Oyunla ilgili detaylı bilgi ve rezervasyonlarınız için; 0212 245 13 14-0532 281 31 14 numaralı telefonları arayabilirsiniz.

9 Ekim 2010

"Olimpos Öyküleri" Kitabı Sonunda Çıktı


Uzun süre üzerinde çalıştığım kitap Olimpos Öyküleri sonunda yayımlandı. 32 yazarlı bir yolculuk kitabı oldu, güzel oldu, düşlediğim gibi oldu. Umarım okuyanlar da sever.

Kitaptabın mürettebatı şöyle: Alper Akdeniz, Ardagül Yıldız, Aydın İleri, Barış Behramoğlu, Birol Özdemir, Deniz Yalım Kadıoğlu, Eda Aytekin, Eda Günay, Elif Savaş Felsen, Erdem Aksakal, Gül Ersoy, Gündüz Öğüt, Gürgen Öz, Hikmet Temel Akarsu, Kadir Aydemir, Mehmet Erikli, Nihal Konar Naş, Onur Akbudak, Özlem Ertan, Pelin Onay, Pınar Nurhan, Sabri Kuşkonmaz, Sadık Yemni, Saliha Yadigar, Sedef Özkan, Selcen Aksel, Seran Demiral, Sine Ergün, Şahin Özbay, Umut Y. Karaoğlu, Vecdi Çıracıoğlu ve Yeşim Ağaoğlu.